Ülke Gündemi

Atatürk'ün son yolculuğu
Anadolu Ajansı'nın arşivindeki 150 fotoğraf, Atatürk'ün Dolmabahçe'den Anıtkabir'e kadar olan son yolculuğunu anlatıyor.

Fotoğrafları görmek için tıklayınız.

Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Hüseyin Ezer ve Mehmet Sürenkök'ün arşivlerinden Anadolu Ajansı'na kazandırılan fotoğrafların yer aldığı galeride, Atatürk’ün ölüm ilanının fotoğraf karesi de bulunuyor.

Galeride, Atatürk'ün naaşının Dolmabahçe Sarayı'nda kaldığı süreç, Etnoğrafya Müzesi'ne nakledilişi ve oradan ebedi istirahatgahı Anıtkabir'e gelişinin öyküsü, fotoğraf kareleriyle özetleniyor.

Anadolu Ajansı, geçtiğimiz günlerde de Türkiye'nin en önemli Atatürk fotoğrafı koleksiyonerlerinden yazar Hanri Benazus'un fotoğraflarını arşivine katmış ve izlenime sunmuştu.

HASTALIĞIN İLK BELİRTİSİ 1937’DE
Atatürk'ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında Yalova'da bulunduğu sırada, ciddi olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara'ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu.

SEYAHAT YORGUN DÜŞÜRDÜ
Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana'ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askeri birlikleri teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu.

DOKTORLAR TEŞHİS KOYDU: ATATÜRK SİROZ OLDU
Atatürk, 26 Mayısta Ankara'ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul'a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teşhisi konuldu. Deniz havası iyi geldiği için Savarona yatında bir süre dinlendi.

ANLAŞMA HASTA YATAĞINDA SEVİNDİRDİ
Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul'a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti.

Hatay Antlaşması'nın 4 Temmuz 1938'de yürürlüğe girmesi Atatürk'ü çok sevindirip moralini düzeltti.

Temmuz sonlarına kadar Savarona'da kalan Atatürk'ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı'na nakledildi fakat hastalığı durmadan ilerliyordu.

O'nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu.

SERVETİNİ BAĞIŞLADI
Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938'de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı.

TÖRENLERE KATILAMADI
Ekim ayı ortalarında durumu düzelir gibi oldu fakat çok arzuladığı halde, Ankara'ya gelip Cumhuriyet'in 15. yıl dönümü törenlerine katılamadı. 29 Ekim 1938'de kahraman Türk Ordusu'na yolladığı mesaj, Başbakan Celal Bayar tarafından okundu.

''Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu'' sözü ile Türk ordusunun önemini belirtti.

Atatürk, 1 Kasım 1938'de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılış töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celal Bayar okudu.

SON NEFESİNE KADAR ÜLKE SORUNLARIYLA İLGİLENDİ
Atatürk, bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Ayrıca, eğitim ve kültür konularına da temas edip gençliğin milli şuurlu ve modern kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi’nin geliştirilmesi, Ankara Üniversitesi’nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirterek, Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti ifade etti.

Atatürk, hayata gözlerini yumana kadar memleket meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı.

KARA GÜN
Atatürk'ün hastalığı o sıralar tekrar şiddetlendi ve 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar yayımlanmaya başladı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı. Herkesin kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu ancak kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu.

10 Kasım 1938... Dolmabahçe Sarayı, saat dokuzu beş geçe Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrıldı.

GÖZYAŞLARI SEL OLDU
Bu kara haber, yalnız Türkiye’yi değil, bütün dünyayı yasa boğdu. Büyük-küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler.

16 Kasım günü Atatürk'ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı'nın büyük tören salonunda katafalka konuldu. Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti.

TABUTU 12 GENERALİN OMZUNDA
Ata'nın cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının gözyaşları arasında Gülhane Parkı'na götürüldü.

Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyükada açıklarına kadar, Türk donanması ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyi İzmit'e getirdi.

Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara'ya getirilmek üzere hareket edildi.

ON BİNLERCE KİŞİ VEDA ETTİ
Atatürk'ün vefatı üzerine Cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay Başkanı, milletvekilleri ile ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanan cenaze, Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde hazırlanan katafalka konuldu.

Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı.

21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askeri yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı.

ANADOLU TOPRAĞI SONSUZA DEK YANINDA
Daha sonra Atatürk'ün tabutu katafalka alınarak, Etnoğrafya Müzesi'nde hazırlanan geçici kabre konuldu. Türk milleti daha sonra, bu büyük insana layık, Ankara Rasattepe'de bir Anıtkabir yaptırdı.

10 Kasım 1953'te Etnografya Müzesi'nden alınan Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e getirildi.

Burada yurdun her ilinden getirilmiş toprak ile hazırlanan ebedi istirahatgahına yerleştirildi.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Twıtter