Yöreden
Kastamonu Haberleri

Kastamonu Haberleri (137)

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2014 yılı 'Ölüm İstatistikleri'ni açıkladı. Buna göre; ölüm sayısı revize edilen 2013 yılı verisine göre 372 bin 686 iken bu sayı yüzde 4,7 artarak 2014 yılında 390 bin 121 oldu. Ölenlerin yüzde 54,7'sini erkekler, yüzde 45,3'ünü kadınlar oluşturdu. 2014 yılında kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il binde 9,9 ile Kastamonu oldu.

KASTAMONU 1. SIRADA

Kaba ölüm hızı, bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade etmektedir. Kaba ölüm hızı, revize edilen 2013 yılı verisine göre binde 4,9 iken 2014 yılında binde 5,1'e yükseldi. Diğer bir ifade ile 2013 yılında bin kişi başına 4,9 ölüm düşerken, 2014 yılında bin kişi başına 5,1 ölüm düştü. Kaba ölüm hızı illere göre incelendiğinde, 2014 yılında kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il binde 9,9 ile Kastamonu oldu.

SİNOP VE ÇANKIRI 2. VE 3. SIRADA

Kastamonu ilini binde 9,4 ile Sinop, binde 8,5 ile Çankırı ve binde 8,3 ile Çanakkale izledi. Kaba ölüm hızının en düşük olduğu iller ise binde 2,8 ile Hakkari ve Şırnak oldu. Bu illeri binde 3,0 ile Batman ve binde 3,2 ile Van ve Şanlıurfa izledi.

Perşembe, 23 Nisan 2015 10:55

Cezaevinde Kültür Mantarı Eğitimi

Kastamonu'da açık cezaevindeki hükümlülere "Kayın mantarı yetiştiriciliği" eğitimi verildiği bildirildi.

Kastamonu Üniversitesi Mantar Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Doç. Dr. Sabri Ünal, AA muhabirin yaptığı açıklamada,  Kastamonu Cezaevi Müdürlüğü işbirliğiyle araştırma görevlisi Mertcan Karadeniz ve cezaevi öğretmeni Hadi Güleç nezaretinde  eğitimin gerçekleştirildiğini söyledi.

Kursiyerlere uygulama  yaptırılarak kütüklere aşılamanın nasıl yapılacağı, sonrasında hasada kadar dikkat edilecek diğer hususların anlatıldığını belirten Ünal, "Kursun amacının kursiyerlere cezaevi süresince ve sonrasında hobi veya ticari amaç taşıyabilecek alternatif bir geçim kaynağı olan yemeklik kayın mantarı yetiştiriciliği öğretmek. Kursa katılan 35 kursiyere katılım  belgesi de verilecek" diye konuştu.

AA

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın memleketi Manisa'da kendisine sesini dinletmek isteyen Fahriye Güney adlı şarkıcının, "Vardar Ovası" adlı Rumeli türküsünü söylemek istemesine "Onda rakı falan geçiyor. Başka bir şey söylesin. Ben yokken söyle onu" demesi, "bayramlık konu" sıkıntısı çeken bendenizin imdadına yetişti. 

 

Türkünün Atatürk?ün en sevdiği türkülerden biri olması sosyal medyada, sadece rakı alerjisinin değil, Atatürk alerjisinin de kanıtı sayıldı. Zaman yazarı Mümtaz?er Türköne ise Twitter?da ?Manisalı Arınç Üsküp türküsünü Atatürk sevdi diye sevmek zorunda mı? Ayrıca ?kazanamadım rakı parası? mısraı türkünün orijinalinde yoktur? mesajıyla konuya farklı bir boyut kattı. ?Rakı? konusunu (ya da ?Atatürk ve rakı? konusunu) bir başka zamana bırakıp, ?türkü? konusuna hasretmek istiyorum bu yazıyı.

BÉLA BARTÓK?UN DERLEMELERİ

Atatürk döneminde halk müziği bir yandan Türk?ün ?gerçek ruhunu, özünü yansıtan?, ?kirlenmemiş? bir müzik olarak kabul edilirdi ancak ?işlenmemiş?, ?tek sesli?, ?geri? bir müzik tarzı olduğu için de işlemden geçirilmesi şart olarak görülürdü. Bu amaçla atılan ilk adımlardan biri ünlü Macar bestecisi Béla Bartók?un Ankara Halkevi?nin davetlisi olarak 5 Kasım 1936?da Ankara?ya gelmesi olmuştu. Bartók, Macar halk müziği ile Batı müziği formlarını bağdaştıran çalışmalarıyla ünlüydü. Anlaşılan Ankara aynı formülü Türkiye?de uygulamak istiyordu. Bunun için 22 günlük hızlandırılmış bir program izlendi. Bu süre içinde Bartók üç konser, dört konferans verdi. Türkiyeli müzikologlara fonograf aletini tanıttı. Yanında Adnan Saygun ile Adana yöresinde 14 yerleşim yerini ziyaret etti, 90 kadar eseri köylülerin ?şeytan aleti? dediği fonografa kaydetti. 

Türk halk müziğinin ıslahında önemli rolü olan bir diğer girişim 1941?de, Mesut Cemil yönetimindeki Klasik Türk Müziği Korosu?nun, ilk düzenli halk müziği programlarına başlaması oldu. Bunu görünüşte Mesut Cemil, arka planda Muzaffer Sarısözen?in yürüttüğü ?Bir Türkü Öğreniyoruz? programı izledi. Altı ay süren bu program, dönemin Radyo Müdürü Vedat Nedim Tör?ün deyişiyle ?halk müziğinin üvey evlat durumundan kurtulması ve istiklalini ilanı? anlamını taşıyordu. 

MUZAFFER SARISÖZEN

Muzaffer Sarısözen (d.1899), bir derleme heyeti tarafından memleketi Sivas?ta keşfedilmiş, heyetin önerisi ile ?Sivas ili hesabına? İstanbul Belediye Konservatuarı?nda Batı müziği öğrenimi görmüştü. Sarısözen, 1930?da memleketine dönüşte, halka Batı müziği öğretmek için ?İlk Musiki Mektebi? adıyla Türkiye?nin ilk özel müzik okulunu açtıysa da, okul tahmin edileceği gibi halktan ilgi görmedi ve kısa sürede kapandı. 1937 yılında Sivas?ta ilk derleme çalışmalarını başlatan Sarısözen ve arkadaşları (Mahmut Ragıp Kösemihal, Halil Bedii Yönetken, Sadi Yaver Ataman, Nida Tüfekçi...) 1953 yılına kadar canlarını dişlerine taktılar, Türkiye?nin değişik bölgelerinden 10 bine yakın türkü derlediler. Bu derlemelerin 5.500 kadarının notaya geçirildiği, bin kadarının da radyolarda seslendirildiğini söylüyor konunun uzmanları. Derlemelerin sağlığını merak edenlere Ahmet Yürür?ün anlattığı, Béla Bartók?un seyahati sırasında yaşanan şu anekdot fikir verir sanıyorum: ?Jandarma çavuşuna deniliyor ki; ?Çabuk, çevrede ne kadar saz çalan, türkü söyleyen varsa bulacaksın ve Vali Bey?e getireceksin.? Jandarma da köylere gidip ?türkü söyleyen kim var? [diyor.] Ahmet var, Mehmet var [diyorlar.] Adam, tarlada çalışırken, bir de bakıyor, sırtında silahı, jandarma geliyor. ?Ahmet oğlu Mehmet?? ?Tamam, yürü Vali Bey?e?. Adamcağızın, tabii, ya oğlu asker kaçağı, ya vergisini ödememiş, ya bilmem ne. ?Yakalandık?, diyor, ?bu kez bittik, iyicene sonumuz geldi.? Bunları alıyorlar. Ne jandarma niye gittiklerini biliyor, ne adam biliyor, ne jandarma çavuşu biliyor. Böyle yayan-yapıldak, Adana ilçelerinin dağlık yollarından vilayete kadar, epeyce uzun yollar yürüyerek, merkeze varıyorlar ve polise devrediyorlar... [Türkücü] dedi ki: ?Beni, işte aynı bu şekilde, jandarma yakaladı, geldik ve size türküleri söyledik.? Hatta kendi söyleyeceğinden farklı söylemiş. ?Niye öyle söyledin?? diye sorduğumuzda, ?Yahu, benim üstüme ne vazife? Beni getirdiniz jandarma ile ben de size, böyle iki türküyü birbirine kattım da söyledim? dedi??

Derlenenlerin halka nasıl sunulduğunu merak edenlere ise CHP?nin 1946 tarihli bir broşüründeki şu satırları sunuyorum: ?Halkevlerinde halk ezgilerini gençlere öğretirken bazen bu ezgiler arasında seçme yapmak zarureti hâsıl olur. Bu türkülerin evlerde daima hem ezgi, hem sözleri bakımından nezih (temiz, pak) olanlarını seçmek ve yaymak gerektir. Açık saçık sözlü ezgilerin gençler arasında, Halkevlerinde yayılması doğru olmaz. Uygunsuz sözleri kaldırmak lazımdır.?

Muzaffer Sarısözen ve arkadaşlarının yaptığı derlemelerin orijinallerini bilmediğimiz için hangi kelimeleri ?uygunsuz? bulduklarını bilemiyoruz. Ama konunun uzmanları öncelikle pek çok türkü fişinde, bölge, kaynak kişi ve kayıt tarihi gibi bilgilerde eksikler, yanlışlar olduğunu söylüyorlar. Örneğin ?Geldim Şu Âlemi Islah Edeyim? adlı Derviş Ali?ye ait türkü Feyzullah Çınar?a ait gibi kaydedilmiş. ?Gine Gam Yükünün Kervanı Geldi? adlı türkü Derviş Feryadi?ye ait iken Nuri Üstünses?e ait denmiş. Metronom veya fonografla kaydedilmediği için çoğu türkünün özgün tempoları kaybolmuş. Örneğin ?Hey onbeşli onbeşli, Tokat yolları taşlı, onbeşliler gidiyor kızların gözü yaşlı? adlı türkü Çanakkale Savaşı?nda askere alınan 1315 doğumlular için yakılmış bir ağıt olduğu halde, kayda neşeli bir türkü gibi geçmiş. 

Ama daha önemlisi Türkçe olmayan sözcükler Türkleştirilmiş. Örneğin ?Prahoda mindim sürdüm seyrana? dizesi ?Gemilere bindim sürdüm Samsun?a? haline dönmüş. (Prahod, Rusçada ?tren? demek.) ?Gözleruv ne mavıdı/Ne süttü, ne mavıdı / Her gelen bir söz diyer/Seni menden savudı? dizeleri ?Gözlerin ne mavidir/Sinen keklik avıdır /Her gelen bir söz söyler/Seni benden sağudur? haline dönmüş. ?Asta yeri kemer düşer belinden?, ?Hasta idim kemer düşer belimdem? olmuş. (?Asta yeri? Azericede ?yavaş yürü? demek halbuki.) 

TÜRKÜLERİN TÜRKLEŞTİRİLMESİ

Rum, Ermeni, Laz, Kürt gibi ?gayri-Türk? unsurların türküleri görmezden gelinmiş. Örneğin bugün ?Türkmen Kızı? diye bilinen türkünün aslı ?Kürt Kızı? imiş. Kerkük türkülerinin ünlü yorumcusu Abdurrahman Kızılay?a, ?Kerkük türkülerini ancak İstanbul şivesiyle okursa radyonun kapılarının açılacağı? söylenmiş. Pek çok Azerbaycan türküsü, ?Kars, Ardahan türküsü? gibi isimlerle Türkleştirilmiş.

Ve elbette ayıp, kaba, halkı kötü eylemlere teşvik edici sözleri ayıklanmış olanlar halka sunulmuş. (Yine de geçen yıl İskender Pala?nın ?müstehcen türkülerin TRT repertuvarından çıkarılmasını istemesine neden olacak kadar çok müstehcen türkü var galiba.) Bu arada,?Vardar Ovası? adlı türküdeki ?kazanamadım rakı parası? ifadesinin Cumhuriyet tarihi boyunca sansürlenmediğini, Müzeyyen Senar gibi duayen sanatçının eseri yıllarca bu nakaratla okumasından anlıyoruz. Cahit Öztelli de Evlerinin Önü (1972) adlı halk müziği derlemesinde ?kazanamadım rakı parası? diye aktarıyor nakarat bölümünü.

Sonuç olarak, radyo döneminin belleklerimizde bıraktığı önemli izlerden biri olan ve Muzaffer Sarısözen?in yönettiği Yurttan Sesler Korosu, türkü denilen türün ruhuyla pek uyumlu olmayan ciddi tavırlı adam ve kadınlar, karşılarındaki ?değnekli adam?ın yönlendiriciliğinde, dil ve şive açısından tek tipleştirilmiş, tempoları bozulmuş, içerik olarak isyancı, eleştirel, ayıp veya mahrem sözlerinden arındırılarak sterilleştirilmiş, uysallaştırılmış ve bazı durumlarda ?medeni dünyanın müziğindeki gibi çoksesli (koral) hale getirilmiş? türkülerimizi seslendirmişler. (Halkla paylaşılmayanların, kayıt sırasındaki müdahalelerden fazlasına maruz kalmadığını umuyorum.) 

Türk musikisi yasağı ve Batı müziğine yapılan aşırı vurguyla birlikte ele alındığında bunları ?toplum mühendisliği? olarak adlandırmak mümkün. Ancak bu toplum mühendisliğinin büyük bir emek ürünü olduğunu kabul etmek gerekir. Halbuki bugün AKP zihniyetinin önde gelen temsilcilerinden Bülent Arınç?ın ?Vardar Ovası?nı söyleme, içinde rakı falan geçiyor? tepkisi, İskender Pala?nın ?TRT repertuvarında müstehcen türküler ayıklansın? tepkisi, Kemalist müzik anlayışından çok daha geri, çok daha sığ bir toplum mühendisliğini ima ediyor.

Çanakkale Türküsü kime ait?

?Çanakkale içinde vurdular beni/Ölmeden mezara koydular beni

Of, gençliğim eyvah

Çanakkale içinde aynalı çarşı/Ana ben gidiyorum düşmana karşı

Of, gençliğim eyvah??

Bu dokunaklı türküyü bilmeyenimiz yoktur. Peki, türkünün hikâyesini biliyor muyuz? ?Çanakkale Türküsü? ile ilgili üç tez var. Müzikolog Onur Akdoğu?ya göre türkü ?Nihavent Longa? adlı eserin de bestecisi olan Kemani Kevser Hanım?ın ?Çanakkale Marşı?nın türküleşmiş şeklidir. Ünlü müzikologlarımızdan Etem Ruhi Üngör?e göre, Eyüplü Destancı Mustafa Şükrü Efendi?ye aittir. Başka kaynaklara göre ise, Çanakkale Türküsü, anonim bir eser. Üstelik orijinalinde bir aşk türküsü olup zamanla kahramanlık türküsü haline dönüşmüş, Çanakkale Savaşı ile tekrar canlanmıştır. Bu tezin sahipleri, iddialarına dayanak olarak, İzmir, Konya, Kerkük, Kastamonu ve Tuna üzerindeki Adakale?den derlenmiş ?Çanakkale içinde aynalı çarşı? sözleriyle başlayan türküleri gösteriyorlar. 

Kastamonu türküsü mü?

Nitekim 2004 yılında, Çanakkale?deki 18 Mart Stadyumu tribünlerinde şöyle bir pankart açılmıştı: ?Çanakkale içinde vurdular beni. Kastamonu Türküsü. Kastamonulular.? Pankartı okuyanlar belki şaşırmışlardı ama Kastamonu bağlantısını ilk kuran, büyük halkbilimci Muzaffer Sarısözen?di. Sarısözen, türküyü 1952 yılında Yurttan Sesler adlı kitabında kısmen farklı sözler ve notayla yayımlamıştı. Bu kaynaklarda, ?Türküyü derleyen: Muzaffer Sarısözen?, ?Kaynak kişi: İhsan Ozanoğlu?, ?Yöresi: Kastamonu? yazıyordu. Kayıt tarihi ise belirtilmemişti. Bu bilgiler daha sonra pek çok kitaba girdi. TRT?nin 1973?teki kayıtlarına da. Dolayısıyla Çanakkale?de pankart açan Kastamonulular haksız sayılmazlardı.

Ancak, Kastamonuluların bilmediği şuydu: Muzaffer Sarısözen?in kaynak kişisi İhsan Ozanoğlu?nun 1982?de Musiki Mecmuası?nda yayımlanan yazısına göre, Sarısözen, Çanakkale Zaferi?nin 30. yıldönümü dolayısıyla çok aradığı halde kaynağını bulamadığı Çanakkale Türküsü için Ozanoğlu?na telefon etmiş, o da türküyü Kastamonu?nun Verencik Köyü?nden Rüveyde Kadın?dan derleyip notaya almış ve Sarısözen?e postalamıştı. Sarısözen Ozanoğlu?ndan türküyü yakanı bulmasını istemiş ama bulamayınca, fazla ısrar etmemiş ve eseri ?Kastamonu türküsü? olarak ve sanki kendi derlemiş gibi fişe geçirivermişti. Ne de olsa acilen bir Çanakkale güzellemesine ihtiyaç vardı.

Jön Türk türküsü mü?

Kevser Hanım ya da Destancı Şükrü Efendi?den de haberi olmadığı anlaşılan Muzaffer Sarısözen?in, 1917-1918 yıllarında Türkiye?yi gezen Willi Heffening adlı Alman derlemeciden de haberinin olmaması ilginç. Tam dört değişik ?Çanakkale Türküsü? derleyen Heffening, derleme yerlerini belirtmemekle birlikte, eserinde kaynak kişilerini şöyle veriyor: ?1. Eskişehirli Ahmet oğlu Cemaleddin, Anadolu [Devlet?] Demiryollarında ustabaşı. 20 yaşlarında, çok nükteli bir delikanlı; babası Çerkes. 2. Memleketini bilmediğim Mehmet adında biri. 3. Konya Vilayeti?nden Beyşehirli Yusuf oğlu Mehmed. Çiftçi olan bu kişinin, Çanakkale Savaşı?na katıldığı belirtilmektedir. 4. Erzurumlu Mustafa Onbaşı.? Heffening?e göre bu kişilerden Eskişehirli olanı, türküyü hem söyleyerek hem de dikte ettirerek yardımcı olmuş, diğerleri ise metni yazılı olarak vermişlerdi. Çanakkale Türküsü?nü 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı?nın parçası olan Plevne ve Sivastopol için yakılmış türkülerle ilişkilendiren Heffening kaynak kişilerden topladığı sözleri bir araya getirmiş ve 22 beyit oluşturmuş. İlk yedi beyti hem Latin harfli Türkçe hem de Almanca çevirisiyle; sekizinci beyitten itibaren de Osmanlıca harflerle 1923?te bastırmış. 

Galiba hepimizin türküsü

Türkünün anonimliğine ve Çanakkale Savaşları ile ilgisi olmadığına dair bir başka kanıt, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı?nın 1. sayısında Ömer Çakır tarafından yayımlanan 29 Eylül 1914 tarihli (yani Çanakkale Savaşı?ndan önce yazılmış) bir mektup. Emrullah adlı biri annesine şöyle yazıyor: ?Birkaç günden beri Çanakkale sokaklarından askerler geçiyor, ?Çanakkale içinde Aynalıçarşı, ana ben gidiyorum düşmana karşı? şarkısını söylüyorlar. At üstünde zabitler, top arabaları, mekkâre ve deve kervanları sokağımızı doldurdu. Harp olacakmış, İngiliz ve Fransız harp filoları boğazın dışında dolaşıyormuş. Buraları bombardıman edeceklermiş...? Ömer Çakır?a göre, türkü 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı ile ilgili olmalı... Şimdi gelin de Çanakkale Türküsü?nün kime ait olduğuna, hangi dönemde yakıldığına karar verin... 

 

Özet Kaynakça: Ünsal Yücel, ?Atatürk Döneminde Sanat Yaşamı?, Çağdaş Düşüncenin Işığında Atatürk, Nejat Eczacıbaşı Vakfı Yayınları, 1983, s. 432-476; Ahmet Yürür, Béla Bartók-Panel Bildirileri (10 Aralık 1996), Editör: Süleyman Şenel, Pan Yayıncılık, 2000; Özgür Balkılıç, Cumhuriyet, Halk ve Müzik, Türkiye?de Müzik Reformu, 1922-1952, Tan Kitabevi Yayınları, 2009; Doğan Kaya, ?Türkülerin Derlenmesinde, Kayda Geçirilmesinde ve İcra Edilmelerinde Yapılan Yanlışlıklar?, http://www.turkuler.com/yazi/turkulerin.asp; Ali Osman Öztürk, ?Çanakkale Türküsü Örneğinde Bilim ve Popül (Er) İzm?, http://www.izedebiyat.com/yazi.asp?id=41482).

Ayşe HÜR / Radikal 11.08.2013

TÜMKASDER (Tüm Kastamonulular Derneği) tarafından hafta sonu gerçekleştirilen toplu sünnet ve piknik şöleni katılımcılar tarafından büyük takdir topladı. Sabah erken saatlerde start alan etkinlik süresince bir çok siyasetçi, kamu kurum ve kuruluşlarının yöneticileri etkinliğe büyük ilgi gösterdiler. Kayıtlı katılımcı sayısının 2.170 kişi olduğu şölen süresince birçok etkinlik gerçekleştirilirken, şölenin en değerli hediyesi olan Umre ziyareti bir anneye çıktı. Yapılan çekiliş sonrası duygusal anlar yaşanırken talihli anne 7 gün Mekke, 6 gün Medine olmak üzere 13 gün boyunca kutsal topraklarda Umre vazifesini yerine getirecek. TÜMKASDER Genel Başkanı Murat Çalık konuya ilişkin olarak yaptığı açıklamada; ?TÜMKASDER olarak 2.170 kişinin katıldığı böylesine güzel bir organizasyonu gerçekleştirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Şölenimizin en değerli hediyesi olan Umre ziyareti bir annemize çıktı. Bu da bizler için ayrı bir gurur kaynağı olmuştur. Diğer yandan etkinliğimiz süresince organizasyonumuza katılarak bizleri onurlandıran tüm siyasetçilerimize, kamu kurum ve kuruluşlarımızın değerli yöneticilerine sonsuz teşekkür ediyorum. Diğer yandan TÜMKASDER merkez yönetim kurulu üyelerime, Atikup düğün salonu işletmecisi Atilla Çetinkaya ve Meral Çetinkaya?ya, Doruk Spor kulübü başkanı Osman Demirel?e, TÜMKASDER gençlik kollarımıza, kadın kollarımıza ve tüm katılımcılarımıza çok teşekkür ediyorum diye konuştu. Çalık, katılımcı sayısına da değinerek etkinliğimize katılım beklentilerimizin de üzerinde gerçekleşti. Özellikle sünnet olan çocuklarımızın ailelerin memnuniyetleri bizleri daha da mutlu etmiştir. Etkinliğimiz kapsamında toplam 24 çocuğumuz ergenliğe ilk adımlarını atmışlardır. Diye konuştu.

TÜMKASDER tarafından gerçekleştirilen toplu sünnet ve piknik şöleni gün boyunca düzenlenen çeşitli etkinliklerle katılımcıları mest ederken, etkinlik süresince Kastamonu?ya özel ürünlerin yer aldığı organik köy pazarında yöreye ait ürünlerin satışı gerçekleştirildi. Diğer yandan gün boyunca çeşitli oyunlar ve çekilişler yapılırken çekilişe katılan vatandaşlara, Umre ziyareti, Altın tek taş yüzükler, notebooklar, tabletler, bir çok elektrik ve elektronik  ev aletlerinin de yer aldığı hediyeler takdim edildi. Şölenin yapıldığı alanı ziyaret eden vatandaşlara ve misafirlere TÜMKASDER tarafından hazırlanan yiyeceklerden ikram edildi. 

Öte yandan bu yıl ki şenlikte TÜMKASDER ağalığını yürüten Şenol Çağlar, önümüzdeki yıl ağalığını İnanoğlu İnşaat yönetim kurulu başkanı Kemal İnan?a devretti. 

TÜMKASDER

Pazar, 09 Haziran 2013 15:20

Gezi Protestolarına Kastamonu'dan Destek

Zurnacı Hüseyinİstanbul Taksim Gezi Parkı?ndaki eylemcilere destek amacıyla Kastamonu?da da eylemler sürüyor.

Cumhuriyet Meydanı'ndan ayrılmayan ve sürekli toplanarak sloganlar atan grup, İstanbul Taksim Gezi Parkı?ndaki eylemcilere destek veriyor.

Meydandaki protestolarına sürdüren grup, oturma eylemi de yaptı. Eylemcilere, CHP Merkez ve İlçe Başkanlığı, Atatürkçü Düşünce Derneği Kastamonu Şubesi, Eğitim-İş Kastamonu Şubesi, Türkiye Gençlik Birliği Kastamonu İl Temsilciliği ve Kastamonu Üniversitesi Gençlik Hareketi Üyeleri de destek verdi.

Emniyet güçleri, herhangi bir olayın yaşanmaması için göstericilere sık sık uyarıda bulundu. Göstericiler, bir süre sonra eylemlerine son vererek olaysız bir şeklide dağıldı. 

İHA - 04.06.2013

Salı, 28 Mayıs 2013 15:25

Havalimanında Geri Sayım Başladı

Kastamonu Havalimanı?nda son rötuşlar yapılıyor ve Başbakan Erdoğan?ın açılış için geleceği gün bekleniyor. Bugüne kadar Konya, Kayseri, Çaycuma ve deprem sonrasında yeniden inşa edilen Van havaalanlarının açılış aşamasında meydan müdürlüğü görevlerinde bulunan ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü?nün en tecrübeli isimlerinin başında gelen Yücel Karadavut, şimdi ise Kastamonu Havalimanı?nın açılış aşamasında çok önemli bir görevi üstelendi.

?Biz 15 Haziran?da Hazırız? 

Havaalanında elektronik cihazların montaj işleminin sürdüğünü belirten Kastamonu Havalimanı Meydan Müdürü Yücel Karadavut, ?1 Haziran itibariyle tüm personelimiz görevlerine başlamış olacak. 30 DHMİ, 25 güvenlik, 25 temizlik, 13 polis, 3 THY ve 15 de yer hizmetleri görevlisi Kastamonu Havalimanı?nda görev alacak. Şu anda temizlik çalışmalarımız sürüyor. Teknik cihazların montaj işlemleri tamamlanmak üzere. İtfaiye binasında devam eden çalışmalarda yüzde 90?lık bölüm geride kaldı. Biz 15 Haziran tarihine kadar tüm hazırlıklarımızı tamamlamış olacağız. Bu tarihten sonra ise karar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan?da olacaktır. Başbakanımız Ulaştırma Bakanlığı ve Genel Müdürlüğümüz ile program konusunda bir toplantı yapacak. Bu toplantı sonrasında ise Kastamonu Havalimanı?nın kesin açılış tarihi belirlenecek. Ancak tahminlerimize göre 15 Haziran tarihinden birkaç gün sonra Kastamonu Havalimanı?nın açılışı gerçekleştirilecek? dedi.  

Başbakan, Ana Uçağı İle Gelecek 

Erdoğan?ın Kastamonu?ya Başbakanlığa ait Ana uçağı ile geleceğini de söyleyen Karadavut, ?Başbakanımız Ana uçağı ile Kastamonu Havalimanı?na ilk resmi inişi yapacak. Daha sonra ise kuleye çıkarak hemen ardından gelecek olan yolcu uçağının inişini gerçekleştirecek? diye konuştu. 

?Ulaşımı İlk Etapta Belediye Sağlayacak? 

Kastamonu Havalimanı?na uçakların iniş ve kalkışlarını güney yönünden kuzey yönüne doğru yapacağını belirten Yücel Karadavut, havalimanına ulaşım konusunda ise, ?Kastamonu Belediyesi ilk etapta havalimanına ulaşımı sağlayacak. Bunun yanında havalimanında taksi hizmeti de olacak. Ayrıca ?Rent a Car? firmalarıyla da görüşmelerimiz sürüyor. Belirli bir süre sonra ise Türk Hava Yolları?nın servisleri olacak? dedi. 

?Atatürk Havalimanı Büyük Avantaj? 

Kastamonu Havalimanı?ndan seferlerin Atatürk Havalimanı?na olmasının büyük bir şans olduğunu da söyleyen Yücel Karadavut, ?Çünkü özellikle yurt dışına gidecek olan yolcular Atatürk Havalimanı aktarmalı seyahat etmek durumundalar. Eğer Sabiha Gökçen?e uçuşlar olsaydı, yolcuların Atatürk?e gitmeleri de gerekecekti. Bu da büyük zaman kaybına yol açacaktı. Aynı şekilde yurt içi aktarmalarda da Atatürk Havalimanı çok büyük avantaj. Bu konuda desteklerini esirgemeyen ve büyük çaba harcayan Vali Erdoğan Bektaş?a, Milletvekilleri Mustafa Gökhan Gülşen?e, Hakkı Köylü?ye, Vali Yardımcısı Alper Tanrısever?e ve İstanbul?daki işadamlarına teşekkür ediyoruz. Ulaştırma Bakanımız Binali Yıldırım ile DHMİ Genel Müdürümüz Orhan Birdal da Kastamonu Havalimanı?nı çok önemsiyorlar. Geçtiğimiz günlerde yapılan bir toplantıda Kastamonu Havalimanı gündeme geldi ve buraya büyük değer ve önem verdiklerini dile getirdiler? dedi. 

Thy Dışında Bora Jet De Uçmaya Hazır 

Türk Hava Yolları?nın dışında Kastamonu?ya sefer düzenlemekle ilgilenen firmalar hakkında da açıklamalarda bulunan Karadavut, ?Kastamonu Havalimanı?nın yeniden inşa edilmesinde ve seferlerin başlamasında Bora Jet firmasının büyük çalışmaları olmuştu. Şu anda Türk Hava Yolları Kastamonu-İstanbul arasında gidiş-geliş olmak üzere haftada 4 gün sefer düzenleyecek. Bu seferler Pazartesi, Çarşamba, Cuma ve Pazar olarak belirlendi. Türk Hava Yolları?nın dışında Bora Jet firması da uçuş yapmak için hazırlıklarını tamamlamak üzere. Kısa bir süre sonra Bora Jet?in de uçuş programına Kastamonu?yu almasını bekliyoruz. Ayrıca diğer havayolu şirketleri de pazar araştırmalarını sürdürüyor. Kastamonu Havalimanı açıldıktan sonra talebe bakacaklar ve ardından kendileri de uçuş programlarına Kastamonu?yu dahil edecekler. Kastamonulular havaalanlarına ne kadar sahip çıkarsa, uçuş programları da o kadar yoğun olacaktır? dedi. 

Esenboğa?dan Temizlik Ekibi Geliyor 

Kastamonu Havalimanı?na önümüzdeki günlerde Esenboğa Havalimanı?ndan bir temizlik ekibinin geleceğini de söyleyen Karadavut, ?Bu ekip Pist-Apron-Taksi yolu (PAT) temizliğini gerçekleştirecek. Bu temizlik sonrasında pistte tekrar bir boya çalışması yapacağız ve Kastamonu Havalimanı uçuşa hazır olacak? dedi. 

Kastamonu Gazetesi

Cumartesi, 29 Eylül 2012 18:54

108 Yıl Sonra Ortaya Çıkan Gerçek

Kastamonu'dan 108 sene önce savaşa gittiği Yemen'de şehit olduğu bildirilen Türk askerinin, aslında ölmediği, Yemen'de bir kadınla evlenerek 1964 yılına kadar bu ülkede yaşadığı ortaya çıktı.

1904 yılında Kastamonu'nun Akdoğan köyünden Yemen'e savaşa giden Osmanlı ordusundaki Emiroğlu Hakkı Muhammed, İsmail ve Osman adlı kardeşlerden Osman savaşta şehit oldu, İsmail savaşın ardından evine döndü. 

Uzun süre kendisinden haber alınamayan Hakkı Muhammed'in savaşta şehit olduğu haberi Osmanlı Devleti tarafından ailesine mektupla bildirildi. 

Sanılanın aksine şehit olmayan ancak düşmana esir düşen Hakkı Muhammed, bir gece kendisini esir alan düşman askerlerinin elinde kaçarak Müslüman halkın bulunduğu Tanzanya'ya bağlı Zanzibar'a sandalla geçti. 

Burada tanıdığı kimse ve parası olmadan bir süre yaşayan Hakkı Muhammed, daha sonra Yemen'e geldi. Burada tanıştığı Ummanlı Mısıda ile evlenerek Yemen'de yaşamaya başlayan Hakkı Muhammed'in 6 çocuğu oldu. 

Pazar, 09 Eylül 2012 14:27

Kurtuluş Küçük Balıklarda

Bugün?

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Davut Kavranoğlu ile Küçük ve Orta Boy İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanı Mustafa Kaplan ilimizde.

Yarın da?

Bakanlığın bir numaralı formasını giyen, Nihat Ergün ilimizde olacak.

Kukumav kuşu oldum, düşünüyorum birkaç gündür hiç abartısız?

Hazır park etmişken bakanlığın kırmızı plakalı tomofili kapımızın önüne, sağolsun Bakan?dan da bakmayandan da ilimizin geleceği için, ayakbastı namına neler neler isteyelim diye.

İstemesek bile?

Olur ya iyi tarafına denk gidip de alicenaplarının, ya ?İsteyin benden ne isterseniz? deyiverirse , o vakit ofsaytta yakalanıp, dut yemiş bülbül gibi karşısında durmak yakışır mı, kalkınamamışlıktan inim inim inleyen ahalimize?

O nedenle?

Kukumav kuşu oldum anlayacağınız.

Düşünüyorum da?

Yıldız oyuncularının alayı ile şehrimizde arzı endam eden bu kadro, örneğin, son teşvik kanunun ardından memleketin nerdeyse yekun sanayicilerinin istilasına uğrayan Urfa?da sahaya çıksaydı, Urfalı küçük, orta, büyük boy işletmelerin alayından da kim bilir vızır vızır ne ortalar inerdi cezalanlarına. İkinci yetmemiş, üçüncü OSB?yi isteyenlerden tutun da, ne bileyim, sanayiye dair daha ne yakası açılmamış talepler dile gelirdi.

Ehh orası güneydoğu?

Haliyle, hem İstanbul gibi tüketim merkezleri, hem de envai çeşit limanlar filan burnunun dibinde olunca, bize göre!

Uzatmayayım?

Düşündüm, düşündüm; ne Bakan?a ne de kurmay heyetine diyecek hiçbir şey bulamayınca, en iyisi mi, kendi göbeğimizi kendimiz keselim diyerekten, köyden kente yekun esnafa, küçük üreticiye, orta boy işletmelere sesleneyim dedim.

Bakan üzerine düşeni yaptı, sıkıntı bizde?

Bizim gibi küçük deste illerde?

Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanlığı?nın ?yüzü?, KOSGEB Hizmet Merkezi Müdürlükleri?dir.

Önceden, taa Başkent üzerinden kapısını aşındırırdık?

2010 yılında hasret sona erdi, Kastamonu Hizmet Merkezi Müdürlüğü kuruldu.

Ayağının tozuyla da?

?Cansuyu? oldu esnafa.

Çevre vilayetlere tur bindirerek hem de?

429 işletmeye, 13 milyon 699 bin liralık fon sağlandı.

Ayrıyeten?

2011 yılında, afet nedeniyle verilen, Acil Destek Kredi?sinden de ilimizde 11 işletme, 730 bin lira alarak yararlandı.

Kurulmasıyla?

?Cansuyu?nu da alan Kastamonu?nun ?kobi? sıfatına haiz ne kadar işletmesi varsa, o dakka müdürlüğün önünde hazır kıta olur, merkezin memurlarını işkolik yaparlar diye düşünmüştüm.

Doğru çalışanlar işkolik oldular olmasına ama...

Yıllardır gömüldükleri işyerlerinden dışarı çıkmayan Kastamonulu kobilere bir tutam güneş ışığı götürmek için ayaklarına gidip, kah esnaf çarşılarında kah odalarda toplantı toplantı üstüne toplantı yaparken.

Bu memlekette toplantı yapmak da zor?

Bir ay önceden ilan ediyorsun, davetiyesi, telefonu, kapıdan söylemesi cabası, toplantı günü geliyor, salonda hadi iki esnafı bir araya getirebilirsen getir efeysen.

 

?Proje? denince, sadece inşaat anlıyoruz?.

Günler epey böyle geçtikten sonra?

Anladılar ki, topla çalışmaya geçmeden önce, ısınma hareketleri ile işe başlamak lazım Kastamonu?da, evvela, ilimizde inşaatla bir tutulan ?proje? kelimesinin aslında hayat kurtaran başka anlamlarının olduğunu anlatarak işe başladı KOSGEB Kastamonu.

Proje nasıl yazılır??

Yazıldıktan sonra nasıl pişirilir?

2011 yılında?

İl merkezinde, ilçelerin alayında toplam 35 toplantıda, 1278 işletmeye ulaştı KOSGEB. Bu yıl şu güne kadar ise 13 toplantıda 343 işletmeye anlatıldı; plan, proje, destek, hibe vb.

Çiftkaleye geçildi ardından?

İnanmazsınız, zorlaya yalvara küçük işletmelere, hibe desteğinde, faizsiz kredi desteğinde bulunmaya çalıştı KOSGEB.

Lütfedip?

Tosya?da beş firma bir araya geldi, ?İşbirliği-Güçbirliği? kapsamında destek aldı, yine Tosya?da ?zorla? kurdurulan diğer bir beş firmalık paket ise, ortaklarının anlaşmazlıkları yüzünden daha yola çıkmadan dağıldı gitti. Türkü çağıra çağıra giden, 250 bin lira hibe, 500 bin lira da faizsiz kredi haberiniz olsun.

Proje programları derseniz?

10 küsur işletme akıl etti, projesini yaptı, desteği kaptı, gerimiz yattık.

Yıldıramadık yine de, ?İhracat Kredisi verelim? dediler?

Üç firmamız başvurdu, 330 bin lira destekten yararlandı.

Allah?tan, iş hayatına yeni girecek olanlar, alnımızın akı oldular?

2011-2012 sezonunda, KOSGEB, 21 ayrı girişimcilik kursu düzenledi, bu kursları 502 girişimci adayı sertifika ile tamamladı, bunlardan 19?u kadın, 1?i engelli olmak üzere 62?si vergi mükellefi oldu. KOSGEB?in bu vatandaşlarımıza destek taahhüdü 2 milyon 92 bin lira, bunun da 420 bin lirasını ödemiş durumda.

Kısaca özetlemeye çalıştım?

Görüyorsunuz, iş yapana sermaye de var, akıl da var.

Veren el var...

Alan el yok ama.

Hal böyleyken söyleyin?

Bakan?dan daha ne isteyelim?  

Çimento rezervi üzerine cezaevi  kuruyoruz daha ne diyim?...

Yine de bir şey istemeden olmaz sayın Bakan ve kurmaylarından?

En azından gittiğimiz yanlış yoldan çevirsinler bizi.

Baştan söyleyim, birazdan okuyacaklarınız gerçek, şaka maka değil?

Araç ilçemizde, rezerv olarak yüzlerce yıl yeteceği ifade edilen bir çimento ocağı var. Bilim insanları bulmuş, ölçmüş, biçmiş, demişler ki ?Buraya tiz elden bir çimento fabrikası kurula?.

Niye?...

Ülkemizdeki çoğu çimento rezervi, sadece birkaç maddeyi kapsarken, burada, çimentoyu meydana getiren alayı maddeler, adeta ?üçü birarada? da ondan. 114 milyon ton kireçtaşı, 40 milyon ton kil, 42 milyon ton kil ve marn, üzerine bir tesis kurulup da, çimento olmayı bekliyor.

Necmettin Erbakan, Allah rahmet eylesin, akıllı adam. Vaktinde geliyor Araç?a, söz konusu bölgede tam 27 binanın temelini atıyor. Ancak, attığı ile kalıyor, siyasi konjonktür nanay çünkü, temellerin üzerine bir tuğla bile konulamıyor, öylece kalıyor.

Bu esnada?

313 dönümlük bu arazi, Araç Belediyesi?ne geçiyor.

Derken?

En yakın çimento fabrikaları Bolu, Bartın, Ankara, Samsun?da, yıllık 300 bin ton tüketime sahip Kastamonu?ya, Araç?ta yapılacak bir çimento fabrikası yeter de artar bile deniyor.

Yatırımcıların ilgisi bölgeye çekiliyor?

Çimento fabrikası ufukta gözüküyor.

Sıkı durun?

Yatırımcıların ilgisi boşa çıkıyor ne var ki.

Çünkü?

Araç Belediyesi, çimento rezerviyle adeta kaynayan bu araziyi, cezaevi yapmaya karar vermiştir çoktan.

Uzatmayayım sayın bakanlık yetkilileri?

Bir de siz sorun isterseniz bizim yetkililere, çimento rezervi üzerine çimento fabrikası mı yapmanın yoksa cezaevi mi yapmanın daha akıllıca olduğunu.

Küçük balık büyük balığı yer?

Eskiden tersiydi?

Şimdi tüm dünyada, hele hele Avrupa?da büyük şirketler bir bir iflas ederlerken, boşalttıkları tahtlara küçük işletmeler oturuyor.

?Küçük balık?, hele bir de ?hızlı balık? oluverdi mi, deyme gitsin?

Bak bakalım, önünde kriz mriz durabiliyor mu?

O nedenle Kastamonu, bizzat yerli girişimcilerin kuracakları küçük ama hızlı işletmelerle kalkınır derken, bol keseden atmıyoruz?

Büyüklere de saygımız var, geleceklerse buyursun gelsinler, başımız üstüne.

Mustafa AFACAN - 07.09.2012

 

Twıtter